Maserati: Bir İtalyan Efsanesinin Tarihi

Maserati’nin hikayesi pek çok efsanevi İtalyan markasında olduğu gibi aile bireyleri arasındaki dayanışmayla ortaya çıkıyor. 1914 yılında Bolonya’nın kalbinde Alfieri, Ettore, Ernesto ve Bindo ismindeki Maserati kardeşler Societe Anonima Officine Alfieri’yi kuruyorlar. Otomobillere ve motorlara karşı amansız tutkularıyla bilinen bu dört kardeş, ustalıkları ve vizyonlarıyla, hayatın tam kendisi gibi inişler ve çıkışlarla dolu 104 yıllık markanın tarihini birlikte başlatıyorlar.  

20. yüzyılın başlarında otomobil üretimi butik sayılabilecek yüzlerce marka tarafından gerçekleştiriliyordu. Bunlardan biri de Diatto idi. Alfieri, Bindo ve Ernesto Maserati kardeşler Diatto için 2.0 litrelik bir yarış aracı ile ilk otomobillerini ürettiler. 1926 yılında Diatto, motorsporlarından çekilme kararı alınca Maserati yoluna kendi devam etme kararı aldı ve marka gerçek anlamda bu tarihte kuruldu. 1926 yılında üretilen ilk gerçek Maserati, efsanevi yarış parkuru, Sicilya Adası’nın muhteşem manzaralı ve bir o kadar da zorlu virajları barındıran Targa Florio’yu Alfieri pilotajında kazanınca emeklerin karşılığı alındı ve bu tarihten sonra artık geri dönüş yoktu. Maserati bundan böyle, 4, 6, 8 ve 16 silindirli yarış otomobillerini bir bir geliştirmeye başladı. Maserati’ye bu büyük atılımı sağlayan Alfieri, 1932 yılında hayata gözlerini yumsa da geride kalan üç kardeş otomobiller üretmeye ve yarışlar kazanmaya devam ettiler.

Maserati’nin logosunun adı Tridente’dir. Maserati tarihindeki tüm yarış otomobillerinde kullanılan bu sembol, Maserati otomobillerin her başarısına ve zaferlerine eşlik ederek, markanın ve tasarımının, performans ve teknolojisinin gelişimiyle birlikte onun ayrılmaz bir parçası olmuştur. Maserati tarihindeki ikonik bu sembol, 16. yüzyıldan beri Bolonya’da Maggiore Meydanı’nda yükselir. Maserati Tridente logosu; hem Bolonya’yı hem markayı sembolize eder. 3 başlı bu mızrak Neptün Çeşmesi’ndeki deniz tanrısı Neptün’ün tuttuğu mızrağın ta kendisidir. 1920’lerden yani markanın ilk döneminden itibaren bu sembol Maserati otomobillerinde kullanılmaktadır. Günümüzde dahi bu mızrak gururla Maserati modellerinin belirgin biçimde tanınmasını sağlar.

Maserati Tridente logosu; hem Bolonya’yı hem de markayı sembolize ediyor.

Maserati için sadece “Neptün’ün Mızrağı” olan Tridente değil, radyatör ızgarası da markayı tanımlayan en önemli öğelerin başında gelir. Her Maserati’nin, özel bir anlamı olan, şık ve kendine özgü bir radyatör ızgarası vardır. 30’lu yılların ortalarından beri, radyatör ızgaraları daha da ayırt edici olmaya başlamışken, Maserati 6Cm krom şeritli, hayli kavisli radyatör ızgarasını kullanan ilk otomobil olmuştu. Markanın yarış tarihinin önemli temsilcilerinden Maserati 8CTF ve 4CLT’de de benzer çizgilere sahip, şeritli ızgaraları görmek mümkündür.

1950’li yıllar motorsporları tarihindeki en çetin dönemlerden biriydi. Bu dönemde Maserati artık sadece yol otomobillerine odaklanma kararı aldı. Aslında Maserati çok daha öncesinde hem yol hem de yarış otomobilleri üretmeye başlamıştı bile. Örneğin, 1946 yılında yollara çıkan Maserati A6, oval formlu ızgarasının ortasındaki devasa Tridente ve dikine krom çıtalarıyla halen bu alandaki tasarımların en iyilerinden biri olarak kabul edilir.

Maserati, 50’li ve 60’lı yıllarda dünyanın en hızlı otomobilleri arasında yer aldı. 1957 Maserati 3500 GT, markanın ilk gerçek seri üretimi sayılır ve tam anlamıyla bir GT yani uzun menzilleri kolaylıkla ardında bırakabilen bir yol otomobilidir. Touring tarafından üretilen karoseri 2+2 kişilik yolcu alanına sahiptir.

Zaman içerisinde bir de üstü açık versiyonu tanıtılan araçtan 2.200 adetten fazla üretilerek, yarışlardan çekilmenin verdiği finansal sıkıntı aşılmıştır. Günümüzde Maserati 3500 GT’ler açık artırmaların en fazla aranan araçları arasındadır. İlk tanıtıldığı dönemde 10.000 dolarlık fiyatı olan aracın günümüzde 200.000 dolara yurtdışında el değiştirdiğine şahit oluyoruz. Bu noktada bazı Maserati modellerinin açık arttırmalarda 3 milyon dolara el değiştirdiğini de hatırlatmak istiyoruz! 

Maserati modelleri açık artırmalarda 3 milyon dolara el değiştirdi.

Maserati için 60’lı yıllarda otomobil tasarımı farklı bir yöne doğru evrilmeye başladı. Klasik GT tipi araçlardan futuristik akıma doğru geçişlerden hemen önce; 1963 yılında Pietro Frua tarafından tasarlanan, markanın ilk dört kapılı otomobili, İtalyanca’da “Dört Kapı” anlamına gelen Quattroporte yollara çıktı. Maserati Quattroporte dünyanın ilk sportif lüks sedanı oldu. Quattroporte’nin kalbini oluşturan V8 motor 90’lı yıllara kadar kullanıldı. 1967 yılında ise kapaklı farları ve keskin köşeleriyle tasarım evi Ghia’nın başyapıtlarından Ghibli, otomobil endüstrisinde adeta bomba etkisi yarattı. Bu dönemdeki Maserati ızgaralarının ve Tridente’nin gitgide küçüldüğüne şahit olduk ancak yollardaki en hızlı otomobiller oldukları gerçeği hiç değişmiyordu. 

Maserati Quattroporte dünyanın ilk sportif lüks sedanı oldu.

 

 

1968 yılında Maserati, Citroen tarafından satın alındı. 1937 yılında Maserati ailesinden Adolfo Orsi ailesine devredilen ve Modena’ya taşınan Maserati için bu ikinci büyük finansal değişim anlamına geliyordu ve markanın o tarihe kadarki en avantajlı anlaşmasıydı. İtalyanlar ve Fransızlar arasındaki işbirliği dönemin en teknolojik ve tasarım anlamında en ileri otomobillerinin doğmasına yol açtı. 1969 yılında Maserati Indy ve 1971 yılında Maserati Bora bu sayede yollara çıktı. Maserati Bora, markanın ilk ortadan motorlu, V6 motorlu ve dört tekerlekte bağımsız süspansiyona sahip otomobili oldu. 1972 yılındaysa Maserati Merak geldi. Maserati, tarihinin en fazla otomobil ürettiği dönemleri yaşıyordu. Derken tüm dünyada otomobil tutkunları için bir felaket yaşandı! 

Patlak veren petrol krizi, tüm performanslı otomobil üreticileri gibi Maserati’yi de etkiledi. Bu sıkıntılı dönemde yeni bir V8 geliştirebilen Maserati, Quattroporte II’yi tanıtsa da dünyanın hemen her noktasında zor bulunan benzinden ötürü satışlar adeta eridi ve karlılık kalmadı. Koskoca Amerikan otomotiv endüstrisi bile devasa V8 motorlu otomobillerinde kısıntıya gidiyordu. Citroen ise birkaç sene sonra iflasını açıklayarak günümüzde PSA olarak bilinen Peugeot-Citroen oluşumuna dahil oldu. Bu dönemde Maserati de, bir diğer spor otomobil üreticisi DeTomaso’nun finansal desteği ile üretimine devam etti. 

70’li yıllardaki petrol krizi ve finansal sıkıntılara rağmen Maserati, lüks ve prestijli otomobiller geliştirmeye ve üretmeye devam etti. Üçüncü jenerasyon Quattroporte 1979’da yollara çıkarken Khamsin üretimi sonlandırıldı ancak yine de Merak modeli 1982’ye kadar hayatta kalabildi. 80’lerdeyse Maserati, Biturbo adındaki yeni model dönemiyle yeniden yükselişe geçti. Ortadan motorlu modeller yerine, önden motorlu, arkadan itişli ve turbo beslemeli V6 motorlara sahip olan seri sayesinde yıllık satışlar 100’er adetlerden 40.000 adetlere tırmandı. Bu başarının ardında hissedarlar arasına katılan Chrysler’ın da etkisi büyüktü. Maserati için işler yine harika gidiyordu!

 

 

90’lı yıllara girerken İtalyan Maserati bir kez daha ağırlıklı olarak İtalyanların finansal gücüyle yoluna devam etmeye başlayacaktı. Ghibli, Shamal ve Barchetta gibi ikonik modeller yollara çıkarken Fiat Grubu 1993’te markanın yüzde 51’ini satın aldı. 1998’deyse Maserati tarihinin en muhteşem tasarımlı araçlarından 3200 GT’nin tanıtımı yapıldı. Turbo beslemeli V8 motoru önde uzunlamasına yerleşimli olan 3200 GT, bumerang formlu stoplarıyla da türünün tek örneği idi. Fiat, 1997 yılında Maserati’nin yüzde 50’sini yine kendi sahibi olduğu Ferrari’ye devretti; 3200 GT’nin yerine Coupe ve Spyder modellerinin tanıtılmasını sağladı ve sonrasında da atmosferik V8’i ile kulaklara bayram ettiren GranTurismo ve GranCabrio ortaya çıktı.

Ferrari ile olan işbirliği hemen her alanda muhteşem modellerin ortaya çıkmasını sağladı. Bunlardan biri de Ferrari Enzo ile teknolojik paylaşımlar yapılan Maserati MC12 oldu. FIA GT yarışlarında da boy gösteren MC12’nin sadece 50’sinin yollara çıkma izni vardı ve o dönem dünyanın en pahalı otomobillerinden biri oldu. Coupe ve Spyder versiyonları olan Maserati MC12 için 700.000 dolarlık bir fiyat etiketi sunuluyordu.

Maserati’nin en uzun soluklu modeli olan Quattroporte, 2003 yılında Pininfarina tarafından tanıtılan beşinci jenerasyonuna kavuştu. Türkiye’de de markanın en fazla bilinen modeli olan Quattroporte sayesinde Maserati yıllar sonra ilk defa kar açıklamaya 2007 yılında başladı. 400 HP’lik muhteşem atmosferik V8’inin yaydığı İtalyan opereti halen gelmiş geçmiş en güzel egzoz tonları arasında sayılıyor. 2008’de kapsamlı bir biçimde yenilenen Quattroporte bahsi geçen bu dönemlerde markanın otomatik şanzıman ile yeniden buluşmasını sağladı. Maserati’nin muhteşem radyatör ızgarasını 5 metrelik gövdeye ustaca işleyen Pininfarina sayesinde, beşinci jenerasyon Quattroporte halen dünyanın en güzel sedan otomobilleri arasında anılıyor. 

Orta-üst segmente konumlandırılan Ghibli, Maserati’nin satışlarını dramatik biçimde arttırırken 3.0 litrelik turbo dizel motoruyla da bir diğer ilki gerçekleştiriyordu.

2013 yılına gelindiğinde Maserati’nin model ailesi Quattroporte, GranTurismo ve GranCabrio haricinde bir diğer efsane ismin yeniden doğuşuyla dörde çıktı: Ghibli. Orta-üst segmente konumlandırılan Ghibli, Maserati’nin satışlarını dramatik biçimde arttırırken 3.0 litrelik turbo dizel motoruyla da bir diğer ilki gerçekleştiriyordu. Yıllar boyunca, Maserati, Giugiaro, Zagato, Ramaciotti ve Pininfarina gibi birçok mühendis ve tasarımcıyla çalışan Maserati, Birdcage 75 ve 2014 Alfieri Concept gibi muhteşem şov araçlarını da sergilemekten çekinmedi. Günümüzde ailenin en yeni üyesi SUV Levante’nin de aralarına katılmasıyla Maserati geleceğe güvenle bakıyor.

E-Bülten Üyeliği
OGGUSTO.COM'un özenle seçilmiş gustolu içeriğini haftalık olarak takip etmek için e-bültenimize üye olun.