Sürdürülebilir Tasarıma Dünyadan En Güzel Örnekler

İster sürdürülebilir ister ekolojik veya yeşil mimari deyin her birinin ortak noktası çevreyle uyumlu, uzun vadeli, enerji kaynaklarının doğru kullanıldığı, yerel malzeme ve iş gücünden yararlanılarak geri dönüştürülebilir malzemelerle tasarlanmış ürünler ve yaşam alanları yaratmak. 

Vietnamlı mimar Vo Trong Nghia ekolojik mimarinin etik ilkelerini sıralarken şunun altını özenle çiziyor: “Yeşil mimari, insanın doğayla uyum içinde yaşamasına imkân yaratırken güneş, rüzgâr ve suyla bütünleşmiş yüksek yaşam kalitesini mekâna taşır.

Vo Trong Nghia'dan ağaçlar için ev 

Vo Trong Nghia Mimarlık’ın 2 yatak odalı “House for Trees” projesi bir ağaç ailesi için tasarlanmış. Sadece yüzde 0,25’i yeşil alan olan Ho Chi Minh şehrinde konumlanıyor. Amaç, şehrin kaybolmuş yeşil dokusuna çatılarda yetişen tropik ağaçlarla katkıda bulunmak. Evin karbon ayak izinin minimumda tutulması için doğal ve yerel malzemeler tercih edilmiş. Doğal ışık ve hava akımından doğru ve maksimum fayda sağlamak evlerin tasarımını şekillendiren faktörlerden. Bu proje AR House 2014 ödüllerinde birincilik ödülünü kazanmış.

Dikey orman şehri: Liuzhou Forest City

Çin’in güney doğusundaki dağlık Guangxi bölgesinde Liuzhou Forest City isimli bir orman şehri yükseliyor. Stefano Boeri Mimarlık ofisinin gerçekleştirdiği bu yaşam projesi 30.000 kişinin doğayla iç içe yaşaması öngörülerek kurgulanmış. Yeşilliklerle kaplı binaların dış yüzeylerinde 40.000 ağaç yükselirken, tüm projede toplamda yaklaşık 100 bitki çeşidi ve 1 milyon bitki kullanılmış. Dikey orman uygulaması, iç mekânlar için pasif soğutma işlevi görüyor ve aynı zamanda bölgede yaşayan bitki, kuş ve küçük hayvan popülasyonlarının şehrin yakınındaki karayolundan korunması için güvenli ve sakin bir ortam yaratıyor. Yılda 10.000 ton CO2’i emerek havayı temizlemesi öngörülen dikey ormanların 900 ton oksijen üreterek havanın kalitesini artıracağı tahmin ediliyor.

Atık malzemelerle tasarlanan Villa Welpeloo

Hollanda’nın Enschede kentinde bir banliyö olarak bilinen Roombeek’te 2012Architecten Mimarlık Stüdyosu tarafından tasarlanan Villa Welpeloo yıkım malzemelerinden ve imalat atıklarından yapılmış sıra dışı bir ev. 2012Architects ekibi karbon ayak izlerini minimuma indirmek için evin tasarım sürecinde kullanacakları malzemeleri inşaat sahasının çevresindeki 15 kilometrelik alandan temin etmiş. Villa Welpeloo’nun destekleyici yapısını, komşu bir fabrikadaki tekstil makinesinden alınma kirişlerle bir çelik konstrüksiyon iskelet oluşturuyor. Ön cephenin ahşabı kablo varillerinden elde edilmiş. Pencerelerin çoğu yerel bir cam fabrikasından çıkan cam atıklardan yapılmış ve civardaki bir karavan imalatçısının polistiren parçaları da ön cephe yalıtımında kullanılmış.

Iratzoki'den biyoplastik sandalye

Yüzde yüz bitkisel polimerden üretilen ilk biyoplastik sandalyenin yaratıcısı Jean Louis Iratzoki’yi bugün tasarım otoriteleri yıldızı parlayan tasarımcılar arasında gösteriyor.

O, tasarımın bir obje olmanın ötesinde, sürdürülebilirlik, zamansızlık ve özgünlük gibi değerlerinin esas olduğuna inanan sıra dışı bir tasarımcı. Fransız Alki markası için tasarladığı Kuskua sandalye doğada çözünebilen mısır, pancar, patates gibi sebzelerin nişastasından elde edilen bir madde ile üretiliyor. Bu temel malzeme yüzde yüz çözünüp kaybolma özelliğine sahip olduğu için plastikler gibi geriye zararlı atıklar bırakmıyor. 

Doğal liflerden sandalye

Werner Aisslinger, geleceğin tasarımı, geleceğin malzemesi ve geleceğin evi sorularının peşine düşmüş, Moroso, Vitra, Cappellini gibi tasarım duayenleri için gerçekleştirdiği yaratıcı tasarımlarla son yıllarda adından en çok söz edilen tasarımcılar arasına girmeyi başarmış bir isim. Çevreye duyarlılık, sürdürülebilirlik, yalınlık, fonksiyon ve estetik Aisslinger’in tasarımlarındaki çıkış noktası. Geçtiğimiz senelerde Milano Tasarım Haftası kapsamında Ventura Lambrate’de gerçekleştirilen “Poetry Happens” sergisi için tasarladığı Hemp Chair doğal liflerden monoblok olarak üretilmiş. 

Bir ağaç öldü bir koleksiyon doğdu

Modern mimarinin öncülerinden Le Corbusier’nin 1924 yılında Cenevre’de yaptığı “Le Lac” isimli evinin bahçesindeki Pavlonya ağacı bir hastalık yüzünden ölümle can çekişirken devreye Cassina markası girmiş, ortaya yepyeni bir koleksiyon çıkmış. Cassina, Fondation Le Corbusier’nin de işbirliğiyle tasarımcı Jaime Hayon ile irtibata geçerek bu ağaçtan büyük usta anısına bir koleksiyon yaratmasını talep etmiş. Hafifliği ve kullanışlılığının yanı sıra zor şekillendirilmesiyle bilinen Pavlonya ağacından Jaime Hayon sınırlı sayıda üretilen “Villa Le Lac Paulownia” serisini yaratmış. Koleksiyon ilhamını evden alıyor. Ağacın yaşam döngüsünü ve bir asra yakın tarihini düşünerek tasarımlarını şekillendiren Jaime Hayon yarattığı fonksiyonel objelerin ortak noktasının ağaç yaşarken orada olan ama artık var olmayan şeyler olduğunu ve yarattığı koleksiyonun bir nevi ağacı ve bu şeyleri yaşatacak şiirsel bir anlamı olduğunun altını çiziyor.

E-Bülten Üyeliği
OGGUSTO.COM'un özenle seçilmiş gustolu içeriğini haftalık olarak takip etmek için e-bültenimize üye olun.