• Arama

Mario Levi ile İstanbullu Olmak, Edebiyat ve Sanat Üzerine

500 yılı aşkın geçmişiyle gerçek İstanbullulardan biri olan yazar Mario Levi’ye İstanbul’un tarihini, tasarım ve sanatın edebiyat ile ilişkisini ve zor zamanların sanat üzerindeki etkisini sorduk.

Mekanları yaşatmayı ve onlara yeni anlamlar katmayı önemseyen Kale Grubu, Karaköy’deki ilk genel merkez binasını kültürel mirasın korunması ve toplumsal hafızanın canlı tutulması için Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’ne (KTSM) dönüştürdü. Araştırma ve geliştirmeye önem veren Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’nin ilgi gören alanlarından biri de kütüphanesi... Tasarım, sanat, üretim ve yaratıcılıkla ilgili yerli ve yabancı binden fazla eseri burada bulmak mümkün. 

KTSM’nin röportajlar serisinde; 500 yılı aşkın geçmişiyle gerçek İstanbullulardan biri olan yazar Mario Levi ile dünden bugüne İstanbul’u, tasarım ve sanatın edebiyattaki yerini, zor zamanların yazarlardaki ve yaratıcılıktaki etkisini konuştuk.

İlk kitabın “Bir Yalnız Adam: Jacques Brel” 1986 yılında yayınlandı ve bu da seni 35 yıllık bir yazar yapıyor. Aradan geçen zamanda 14 kitabın yayınlandı ve başta Yunus Nadi Roman Ödülü ile Haldun Taner Öykü Ödülü olmak üzere Türk Edebiyatı’nın en prestijli ödüllerini kazandın. Kendini nasıl bir yazar olarak tanımlarsın?

Küçük bir düzeltme yaparak başlayayım. Ben yazarlığımın başlangıcı olarak 1984 yılını görüyorum. Şalom Gazetesi’nde yayınlanan ilk yazımı... Kafka’nın ‘Dönüşüm’ü üzerineydi. İki yıl daha kazandık gördüğün gibi! Yazarlığımı nasıl tanımladığıma gelince... Çok sıradan gibi gelecek ama gerçek de bu olduğu için söylemekten çekinmeyeceğim. Yazma uğraşı benim için hayatın kendisi. Her yaşadığımı yazarlığıma göre yaşıyorum desem hiç de öyle yanlış, hatta abartılı bir laf etmiş gibi saymam kendimi. Benim hayatım edebiyata adanmış bir hayat. Bu cümle çok önemli. Hep öyle hatırlanmak istiyorum. Çalışkan bir yazarım bu yüzden. Yazdığım bir hikâye beni sararsa saatlerce durmadan yazabilirim. 

500 yıllık İstanbullu bir aileden geliyorsun. Nedir İstanbullu olmak, kimler İstanbulludur senin için?

Sadece İstanbul’da yaşayanlar değil, İstanbul’u yaşayanlar. Arada çok büyük bir fark var. İstanbul’u yaşamak bir his. Mutlaka somut örnekler istiyorsan denizi ve tüm çağrıştırdıklarını yaşamak diyebilirim mesela. Neler hatırlatıyor deniz? Ne kadar çok hatırlıyorsan o kadar İstanbullusun işte. Ne kadar çok sebep bulabiliyorsan... Neden mi? Çok kolay. Çünkü deniz bir nehir gibi bu şehrin içinden geçiyor. Venedik, Vancouver da var diyeceksin... Ama burası farklı. Çünkü burada çok yaşıyor deniz. Ayrıca tarih diyeceğim sana... Binlerce yıllık bir şehirde yaşamak... Hikâyeleriyle... Daha fazlası yazdıklarımda artık.

İstanbul’un göçler ile İstanbul olduğunu düşünüyorsun. Bu farklı göçler tarihinde ise Kadıköy, ev sahipliği yaptığı farklı azınlıklarla önemli bir yere sahip. Senin Kadıköy’ünde hangi kokular, hangi anılar, hangi tatlar, hangi kişiler saklı?

Bunu en çok ‘Bir Cuma Rüzgarı... Kadıköy’ adlı romanımda anlatmaya çalıştım. Hoş çocukluğum Şişli, Osmanbey, Kurtuluş, Pangaltı, Nişantaşı, Teşvikiye taraflarında geçti. Ben on sekiz yaşımdan sonra Kadıköylü oldum. Kırk beş yılda bir aidiyet için az değil ama... Buranın nasıl bir yer olduğunu anlayabilmek için Çarşısı’na gelmek gerekir. İstanbul’u İstanbul yapan en güçlü kokuları burada bulabilirsin ancak. İnsanlarına gelince... İddia ediyorum, İstanbul’un en aydın ve romantik semtidir Kadıköy. Tek rakibimiz de Beşiktaş’tır. Kadıköylülerin buradan kendilerine bir memleket çıkardıklarını söyleyerek bitireyim. Bizler için İstanbul’un bütün öteki semtleri gurbettir. 

“Benim vatanım Türkçe” diyorsun. Kitapların ise aralarında Arapça, Arnavutça, Azerice, Lehçe bulunan 34 dile çevrildi. Bunlar arasında seni en çok heyecanlandıran hangisi oldu?

Şimdi otuz altı oldu. Hiç şüphe yok ki beni en çok heyecanlandıranlar Fransızca ve İspanyolca tercümeler oldu. Çünkü onlar da benim anadillerim. Ayrıca ailem, tarihim... 

Kendi tarihini yeniden inşa ettiğini belirttiğin “İstanbul Bir Masaldı” için artık Türk edebiyatının kült romanlarından biri diyebiliriz. İstanbul’da hala bir masalı devam ettiren neler, nereler kaldı?

Kaybettiğimiz mekanların listesini çıkarmaya kalksam nasıl uzun sürer bilemezsin. Sinemalarımız, tiyatrolarımız, kafelerimiz, restoranlarımız... Hayır, bu işe şimdi bir daha girmek istemiyorum. Birçoğunu romanlarımda ve hikâyelerimde uzun uzun anlattım zaten... Bugün kalanlara gelince… Az önce sözünü ettiğim Kadıköy Çarşısı hâlâ güzel. Moda, Eminönü, Teşvikiye, Boğaz’ın bilhassa Anadolu yakasındaki kıyısı hâlâ güzel... Gerisini boş ver... Hepsi koskoca bir balon…

Son dönemde bazı edebiyatçıların eserleri, özellikle gençler tarafından yeniden keşfedilip okunmaya başlandı. Nedir bir eseri ölümsüz yapan özellikler? 

Günümüz gençlerine hitap edebilen konuları, kahramanları... Bundan sevinç duyabilirim ancak. Yine de endişem hepsinin bir moda gibi geçebileceği ihtimali. Bir de asıl zor eserleri hiç kimse okumuyor. Ahmet Hamdi Tanpınar, Abdülhak Şinasi Hisar, Mehmet Rauf, Refik Halit Karay... Belki onların da zamanı gelir bir gün... 

Kale Grubu, Karaköy’deki ilk genel merkez binasını kültürel mirasın korunması ve toplumsal hafızanın canlı tutulması için Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’ne (KTSM) dönüştürdü. Edebiyatın sanat ve tasarım ile ilişkisine baktığında neler söyleyebilirsin?

Bu konuyu çok önemli buluyor ve böyle girişimleri tüm kalbimle destekliyorum. Çünkü disiplinlerarası çalışmalara çok ama çok inanıyorum. Edebiyatı da böylelikle daha çok yaşatabilir ve birilerine sevdirebiliriz, sanatın gölgede kalmış taraflarını da…

Edebiyat tarihine bakıldığında savaşlar, yoksulluk, açlık ve hastalıklarla geçen zor dönemlerin sonunda hep çok yaratıcı eserler ortaya çıkmış. Veba salgınında Kral Lear, Macbeth, Antonius ve Kleopatra gibi yüzyıllar boyunca hatırlanacak eserlerini yaratan Shakespeare bu isimlerin başında geliyor. İçinde bulunduğumuz pandemi dönemi ve sonrası ile ilgili düşüncelerin ve beklentilerin neler?

Bilmiyorum. Bu dönemin etkileri hissedilecektir şüphesiz de ben artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak lafını koskoca bir palavra gibi görüyorum. Tanrı korusun, başımıza daha büyük felaketler gelmediği sürece her şeyin eskiye döneceğine inanıyorum ben. Neden mi? Çok basit. Çünkü bu dünyada kötülük iktidarda, iyilik de muhalefette. Hep öyleydi ve hep böyle olacak. Tüm gündelik siyasi göndermelerin çok dışında bir iddia bu. Edebiyat de bunun için var. Anlayacağın bizim için asayiş berkemal! 

E-Bülten Üyeliği
X
SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.