preloader

Lexus’un Sanat ve Teknoloji Yolculuğu

04.04.2025
Lexus’un Sanat ve Teknoloji Yolculuğu

Yazı Boyutu:

Premium otomotiv dünyasında bir yaşam tarzı markası olarak konumlanan Lexus, sadece otomobilleriyle değil aynı zamanda sanat, tasarım, sinema, moda ve teknoloji dünyasıyla yakın ilişkiler kurmasıyla tanınıyor.

1989 yılında, “Dünyanın En İyi Otomobillerini Üretme” felsefesiyle yola çıkan marka, küresel olarak kısa zamanda kendisine özel bir yer edindi. Lexus Design Awards, Milano Design Week ve Venedik Film Festivali gibi birçok üst düzey etkinlikte imzası bulunan Lexus, bir yaşam tarzı sunmasıyla sofistike bir marka olarak rafine zevklere hitap etmeye devam ediyor.

Lexus, bu yıl Milano Design Week 2025’te sunduğu “Black Butterfly” konseptiyle tasarımı yalnızca estetik değil, insan, teknoloji ve duygular arasında köprü kuran bir yaşam biçimi olarak yeniden tanımlayacak.

Milano Design Week, yalnızca çağdaş tasarımın değil, geleceğe yön veren fikirlerin de merkezi. Her yıl dünyanın dört bir yanından yaratıcı zihinlerin bir araya geldiği bu özel hafta, yalnızca mobilya ya da endüstriyel tasarımı değil; insan, teknoloji ve yaşam tarzı arasındaki sınırları yeniden tanımlayan vizyoner yaklaşımları da sahneliyor. İşte tam da bu noktada, bir otomobil markası olmanın çok ötesine geçerek tasarımı bir yaşam biçimi haline getiren Lexus, 8-13 Nisan 2025 tarihleri arasında gerçekleşecek Milano Design Week’in en ilham verici katılımcılarından biri olarak öne çıkıyor.

Sanatı, Gelenekleri ve Teknolojiyi Harmanlayan Bir Marka

Lexus’un Sanat ve Teknoloji Yolculuğu

Lexus, her aracıyla sadece bir otomobil markası olmanın ötesine geçmeyi başarıyor. Sanatı, gelenekleri ve teknolojiyi mükemmel bir uyum içinde harmanlayan marka, her sürüşte unutulmaz bir deneyim sunmayı amaçlıyor.

Lexus her bir aracı, sadece bir ulaşım aracı değil, aynı zamanda bir yaşam tarzının ifadesi olarak konumlandırıyor. Lexus’un tasarım felsefesi, Japon kültürünün derin köklerinden besleniyor ve bu kültürün zarafetini modern mühendislikle harmanlıyor. Lexus, araçlarının her detayında estetik ve işlevselliği birleştiriyor. Bu sayede her araç bir sanat eserine dönüşüyor. Gelenek ise, Lexus’un temel taşı olmaya devam ediyor.

Markanın Omotenashi felsefesi, Japon misafirperverliğini benimseyerek her müşteriye kendini özel hissettirmeyi amaçlıyor. Yüksek kalitesinde ise geleneksel Takumi işçiliği öne çıkıyor. Bu, markanın geçmişten gelen geleneklerini modern dünyanın ihtiyaçlarıyla buluşturma arzusunun bir yansıması olarak dikkat çekiyor.

Tüm bunlarla birlikte teknoloji, her zaman Lexus’un en güçlü ve öncü yönlerinden biri oluyor. Her bir Lexus model, son teknoloji motorlar, sürüş asistan sistemleri ve güvenlik özellikleriyle donatılıyor. Her detayda mükemmeliyetin peşinden koşan Lexus, teknolojiyi sanatsal bir duyarlılıkla birleştirerek sürüşü sanata dönüştürüyor.

Lexus’un Sanat ve Teknoloji Yolculuğu

Lexus Milano Tasarım Haftası’nda Otomobili ve Sanatı Buluşturuyor

Dünyanın dört bir yanındaki yaratıcıları buluşturan Milano Design Week, yalnızca tasarıma odaklı bir etkinlik değil, aynı zamanda markaların tasarım aracılığıyla nasıl bir kültür oluşturduğunu gösterdiği bir vitrin. Lexus’un yıllardır bu etkinliğe aktif olarak katılması ise asla bir tesadüf değil.

Lexus’un Milano Design Week’e uzun yıllardır aktif katılım göstermesi, markanın otomobilin ötesine geçen vizyonunun en çarpıcı örneklerinden biri. Lexus, yalnızca mühendislik ve performansla değil, estetik, duygu ve insan deneyimiyle de derin bir bağ kurmayı hedefliyor. Tasarımı, bir aracı güzel göstermekten çok daha fazlası olarak gören marka; yaşam biçimini şekillendiren, insanla sezgisel bir bağ kuran ve geleceği yeniden kurgulayan fikirlerin peşinden gidiyor. Bu yüzden de dünyanın en yaratıcı platformlarından biri olan Milano Design Week, Lexus için bir vitrin değil, bir laboratuvar… Her yıl bu sahnede yer almak, Lexus’un yenilikçi ruhunu, sanata ve insana duyduğu saygıyı ve tasarımı bir ifade biçimi olarak görme yaklaşımını tüm dünyayla paylaşmasının bir yolu.

Lexus, Milano Tasarım Haftası’nda 2022’den 2024’e uzanan üç yıl boyunca hem ileri görüşlü tasarım anlayışını hem de sürdürülebilirliğe olan bağlılığını gözler önüne seren çarpıcı sergilerle yer aldı. 2022’de “Lexus: Sparks of Tomorrow” başlıklı sergisinde mimar Germane Barnes ve Aqua Creations iş birliğiyle geleceğe dair sürdürülebilir yaşam vizyonunu sunarken; 2023 yılında Lexus Design Award kazananlarının prototipleri “Shaped by Air” enstalasyonu eşliğinde Superstudio Più’da sergilendi.

Bu ödül, kazananlara sadece prestij değil, aynı zamanda Marjan van Aubel, Joe Doucet, Yuri Suzuki ve Sumayya Vally gibi uluslararası tasarım mentorlarıyla bire bir gelişim imkânı da sundu. Fog-X, Print Clay Humidifier, Touch the Valley ve Zero Bag projeleri, insan odaklı tasarım çözümleriyle öne çıktı.

2024’te ise “Time” adlı sergi, Hideki Yoshimoto’nun “Beyond the Horizon” ve Marjan van Aubel’in “8 Minutes and 20 Seconds” adlı çalışmalarıyla Lexus’un elektrikli araç vizyonuna ışık tuttu. Tüm bu çalışmalar, Lexus’un yalnızca bir otomobil markası değil, aynı zamanda global ölçekte bir tasarım ve inovasyon vizyoneri olduğunu bir kez daha kanıtladı.

2025 yılında ise Lexus, Milano Design Week’te yalnızca otomobil değil, bir düşünce biçimi, bir estetik anlayışı sunacak. Bu yıl markanın odak noktası: Black Butterfly konsepti.

Black Butterfly: Lexus’un Geleceğe Bakışı

Lexus’un Sanat ve Teknoloji Yolculuğu

Lexus’un LF-ZC konsept aracı için geliştirilen Black Butterfly, yalnızca bir kokpit arayüzü değil, insan ve makine arasındaki etkileşimi sezgisel bir düzleme taşıyan bir tasarım devrimi. Bu ikili arayüz, sürücüyle aracın adeta nefes alır gibi bir uyumla çalışmasını sağlıyor. İlhamını geleneksel Japon anlayışı Aun no Kokyo – yani “uyum içinde nefes almak” – kavramından alan bu sistem, Lexus’un geleceğe dair tasarım vizyonunu teknolojiyle birleştiriyor.

Milano Design Week 2025’te sergilenen “A-Un” adlı interaktif yerleştirme de tam olarak bu kavramı vurguluyor. Tokyo merkezli yaratıcı ajans SIX Inc. ve STUDEO tarafından geliştirilen bu etkileşimli enstalasyon, ziyaretçilerin hareketlerine ve nefesine yanıt vererek duygusal bir bağ kuruyor. Teknoloji, tasarım ve insan arasındaki sınırları ortadan kaldıran “A-Un”, Lexus’un “duyguları anlayan teknolojiler” vizyonunun fiziksel bir karşılığı niteliğinde. Bu etkileyici enstalasyonun ardındaki yaratıcı ekip ise iki vizyoner isimden oluşuyor: Takeshi Nozoe ve Tatsuki Ikezawa.

Lexus’un Sanat ve Teknoloji Yolculuğu

2013 yılında kurduğu SIX Inc. ile Japonya’dan dünyaya seslenen Takeshi Nozoe, Lexus ve Toyota GR gibi markalar için gerçekleştirdiği projelerle dikkat çekiyor. 1.000 dronluk mekânsal gösterilerden OK Go ile çektiği “Obsession for Smoothness” video projesine kadar birçok çalışması, teknolojiyi duygusal anlatımın bir parçası haline getiriyor. Cannes Lions ve New York Festival gibi platformlarda 100’den fazla ödül alan Nozoe’nin COTODAMA Lyric hoparlörleri bugün 44 ülkede satılıyor.

Musashino Art Üniversitesi mezunu olan Tatsuki Ikezawa, 2020’de kurduğu STUDEO ile marka stratejilerini sanat yönünden ele alarak mekânsal tasarımlardan ambalajlara kadar tutarlı ve duygusal dünyalar yaratıyor. 2018’de New York’ta açtığı “Beyond the Craft” sergisi ve 2024’te katıldığı Mexico International Poster Biennial gibi projeleriyle uluslararası arenada öne çıkan Ikezawa, Lexus’un estetikle teknolojiyi buluşturan tasarım anlayışının en iyi temsilcilerinden biri.

Lexus’un Sanat ve Teknoloji Yolculuğu

Tasarımda Ortak Yaratıcılık: “Discover Together”

Lexus’un Milano Design Week 2025’te öne çıkan bir diğer projesi ise “Discover Together”. Japonya’dan Bascule Inc., ABD’den Northeastern University ve Lexus’un kendi tasarım ekibinden genç yeteneklerin bir araya geldiği bu ortak yaratım platformu, Black Butterfly konseptini farklı yorumlarla yeniden hayata geçiriyor. Lexus’un yıllardır sürdürdüğü Lexus Design Award geleneğinin bir uzantısı olan bu proje, yaratıcı potansiyelin desteklenmesini ve daha iyi bir gelecek için birlikte düşünme vizyonunu yansıtıyor. İşte bu vizyoner projenin yaratıcı ekibinde ise Bascule Inc., Northeastern Üniversitesi ve Lexus Tasarım Ekibi yer alıyor.

Lexus’un Sanat ve Teknoloji Yolculuğu

Tokyo merkezli yaratıcı kolektif Bascule, verilerin içindeki görünmeyen hikâyeleri ortaya çıkararak duyusal deneyimler yaratıyor. DATA-TAINMENT adı verilen özgün yaklaşımlarıyla reklamdan spora, sanattan şehir planlamasına kadar geniş bir alanda çalışıyorlar. “Herkesi içine alan deneyimsel değerler” üretmeyi amaçlayan ekip, Lexus’un insan merkezli tasarım yaklaşımıyla mükemmel bir uyum içinde.

Northeastern Üniversitesi Tasarım Merkezi’nin liderliğinde bir araya gelen Chloe Prock, Paolo Ciuccarelli, Jasmine Yiming Sun ve Elizabeth McCaffrey, veri görselleştirme, kullanıcı deneyimi ve yaratıcı teknoloji gibi alanları birleştirerek, insani odaklı ve şiirsel tasarım projeleri üretiyor. Lexus’un teknolojiyle duygu arasında kurduğu köprüyü çok katmanlı bir şekilde yorumlayan bu ekip, Black Butterfly’ı fütüristik bir deneyime dönüştürüyor.

Lexus’un Sanat ve Teknoloji Yolculuğu
Lexus’un Sanat ve Teknoloji Yolculuğu

Lexus’un Tokyo’daki merkez ofisinden gelen Moto Takabatake ve Yuri Tamura, markanın konsept vizyonlarını geleceğe taşıyor. Takabatake, Lexus ve Toyota için tüm ürün gamını kapsayan deneyim vizyonlarını geliştirirken; Tamura, CMF tasarımcılığından yola çıkarak insan duygularını merkeze alan yenilikçi projeler geliştiriyor.

L-Finesse ve Takumi Ustalığı: Lexus Tasarımının Kalbi

Lexus’un tasarım dili L-finesse (ileri teknoloji + zarafet), otomobil tasarımında yalnızca estetik değil, bir felsefe yaratıyor. Her çizgide insanla kurulan duygusal bağ, her formda Japon kültüründen izler var. Lexus modellerinde kullanılan ön panjurdan farlara, hatta kokpit deneyimine kadar her detay, bu felsefeyle şekilleniyor. Bu tasarım anlayışının hayata geçmesini sağlayanlar ise Lexus’un efsanevi Takumi ustaları. 25 yılı aşkın deneyime sahip bu sınırlı sayıdaki el işçiliği ustaları, her aracın mükemmel şekilde üretilmesini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda Lexus’un ruhunu yaşatıyor.

Omotenashi: Misafirperverliğin Sanata Dönüşmesi

Lexus’un showroom tasarımlarından, direksiyon tuşlarının yerleşimine kadar her detayda Japon misafirperverliği Omotenashi felsefesi hâkim. Bu yaklaşım, Milano Design Week’te sunulan Lexus deneyim alanlarında da birebir yaşatılıyor. Ziyaretçiler yalnızca bir tasarımı görmekle kalmıyor; onunla etkileşime geçiyor, duygusal bir bağ kuruyor. Lexus, yalnızca bir “ürün” sunmuyor, duygulara hitap eden bir “deneyim” yaratıyor.

Lexus’un Tasarımın Geleceğine Katkısı

Lexus’un Milano Design Week’teki varlığı, markanın yalnızca otomotiv sektöründe değil; tasarım, sanat ve kültürde de kalıcı bir iz bırakma amacını ortaya koyuyor. İster bir uçan kaykay, ister bir spor yat ya da uzay aracı… Lexus, mobiliteyi yalnızca “taşımak” olarak değil, insan hayatına değer katan deneyimler yaratmak olarak tanımlıyor.

*Bu içerik Lexus iş birliğinde hazırlanmıştır.

OGGUSTO
OGGUSTO Tüm Yazıları