preloader

Sanatçı Sohbetleri: Cem Mumcu

25.02.2025
Sanatçı Sohbetleri: Cem Mumcu

Yazı Boyutu:

Sanatı bir düşünce pratiğinden çok, duyguların ve yaşanmışlıkların bir yansıması olarak gören, yaratım sürecini zihinsel bir çerçeveye sıkıştırmayı reddeden sanatçı Cem Mumcu ile röportaj gerçekleştirdik.

Kendinizden ve işlerinizden bahsedebilir misiniz?

Valla kendimden bahsetmeyi çok istemem aslında. İşlerimden de bahsetmem, istemem. Kendim işleri yaptım, yaptığım işler de kendimden bahsediyordur herhalde diye düşünüyorum. Ne bileyim yani, beni hiç bilmiyorsa birisi ona birtakım bilgiler sunarak işlere bakmasını yönlendirmeyi, gölgelemeyi, renklendirmeyi ve onun nasıl bakacağını tariflemeyi de çok istemem aslında. Onun için ben zaten kendim olarak bu işleri yapmışım, işler herhalde bana dair de bir şeyler söylüyordur.

Sanatla uğraşmaya nasıl başladınız?

Sadece plastik sanatlardan mı bahsediyoruz? Yoksa edebiyatı da kapsıyor mu, müziği de kapsıyor mu? Ben kendimi bildim bileli hep yaratmakla meşguldüm. Hep sanatın birtakım alanlarındaydım. Hep yazmaktaydım, hep çizmekteydim. Nasıl başladım? Merakla, heyecanla, coşkuyla başladım. Korkuyla başladım. Sıkıntıyla başladım. Mutlulukla başladım. Aşkla başladım. Kaygıyla başladım. Bir sürü duyguyla. O zaman elimdeki malzeme kelimelerse kelimelerle, notalarsa notalarla, tuvalse boyalarla. Hep bir yaratma halindeydim zaten kendimi bildim bileli diyebilirim yani buna. Böyle başladım yani, bütün bu hallerle başladım. Ama çok küçüktüm. O zamandan beri de yaşadığım için, ölümlü olduğum için, zorlandığım için de hep yarattım, hep yaratmaya çalıştım. Yani zorlanarak başladım.

Çalışmalarınızda hangi bakış açılarını ön plana çıkarıyorsunuz?

Ben düşünceyle, entelektle sanatı çok yan yana koyamayan biriyim. Dolayısıyla mesela bir şiir entelektle, zihinle bulaştığı an şiir değildir artık. Benim için resim de öyle. Yani sanat öyle. Artistik yaratıcılık benim için çok zihinsel bir şey değil. Onun için olasılıkla bakış açıları ve düşünsel değil, daha ziyade duygusal süreçlerle ilerliyorum. Ama ondan sonra benim o duygusal süreçlerle çıkan işime ben de kendim bakıp düşünsel bir çatı oluşturup tarif edebilirim. Bir eleştirmen de oluşturup yapabilir. Ama yok ben canımın acısıyla, duygularımla daha çok yapıyorum.

Sanatçı Sohbetleri: Cem Mumcu

Yaşadığımla, hissettiklerimle yapıyorum. İçinde bulunduğum çağın zorlukları ile yapıyorum. İçinde bulunduğum ülkenin bende yarattıkları ile yapıyorum. Yasla yapıyorum. Acı ile yapıyorum. Özlemle yapıyorum. Merakla yapıyorum. Coşku ile yapıyorum. Tutku ile yapıyorum. Korku ile yapıyorum. Kaygı ile yapıyorum. Ama genel olarak daha ziyade içimi kazmak ve meselelerin arkasındaki duygusal meselelerle ilgili hale ulaşarak bir şeyler yapıyorum. Dolayısıyla önüme koyup bu bakış açısı ile yapıyorum diye yapmıyorum.

Ama ben yaptıktan sonra aslında bu düşünsel çatı var demek çok da zor değil bence. Ama o da benim işim olmasa gerek. Yani ben kendi işime öyle bakmayı da istemem doğrusu. Zaten çağdaş işlerin çoğunda kişilerin, yani yaratan kişinin kendinde olmayan, hiç içinde bulunmadığı, hemhal olmadığı, meselesi olmayan hallere girdiği; fikirle, düşünceyle, “Aa bak şöyle bir şey buldum” gibi yapılan işlerden de aslında hiç hazzetmiyorum, hiç beğenmiyorum, karşısında hiçbir şey hissetmiyorum. Ne zaman ki sanatçının kendinin de hemhal olduğu bir meselesi, bir duygusu, bir durumu var ise o zaman bana çok etkileyici ve çok güçlü geliyor o işler. Ama bütün tarih boyunca bütün eski işlere baktığımda da meselesi olan işler beni ilgilendiriyor. Ismarlanmış, reklam yaratıcılığı gibi işler diyelim, ya da çok güzel bir portre yapmış olabilir, teknik olarak çok iyi olabilir ama aslında hiçbir meselesi yoktur. Yani bu yaratıcılık da sanat mı, zanaat mı sorgularım öyle olunca işi.

Çalışmalarınızı hazırlarken ilham aldığınız noktalar nelerdir?

Sanatçı Sohbetleri: Cem Mumcu

Demin söylediğim gibi aslında yani o yazdıklarım, okuduklarım, kitaplar, filmler, insanlar, yollar, çiçekler, başka başka coğrafyalar, başka başka insanlar, başka başka insan halleri, acı, hüzün, korku, kaygı yani yaşamın içinde beni kavuran ne varsa onlardan ilham alıyorum. Yani hazırlarken gideyim de şuradan ilham avlanayım gibi bir ilham avcısı değilim ben, o zaten geliyor. İlham avlanmaya çıkar bazıları bilirim onu. Yok, ben öyle biri değilim yani. İlham bazen böyle çok güzel bir ormanda çiçekler, bahar gibidir ama bazen de çok karanlık bir denizdir, fırtınadır, sıkışmaktır, acıdır, kaygıdır, öfkedir.

Yaptığınız bütün işler arasında en heyecan verici ve özel işiniz hangisi?

Doğrusu bilmiyorum. Yani bazen çok kısa sürede yaptığım bir desen bana çok heyecan veriyor. Bazen aylarca üzerinde çalıştığım koca bir tuval bana çok heyecan veriyor. Ama bana zaten o heyecanı vermediğinde sanıyorum ben o resmi bozarım. Bozarım, baştan yapmaya başlarım ya da silerim ya da yırtarım. Neyse o yani o elimdeki şey. O yoksa zaten, bilemedim onu, onu herhalde sevmem.

Şu anda üzerinde çalıştığınız veya çalışmayı planladığınız işlerden bahsedebilir misiniz?

Bütün bu sergide 250’ye kadar iş sergilenecek. Bir kere benim şu an onlardan kurtulmam lazım. İnsanın yazdığı kitaptan ya da yaptığı eserlerden bir kurtulması gerekiyor. Sergileme birazcık da kurtulmadır ki yeni bir şeyler yavaş yavaş pişmeye başlasın. Ben öyle çok proje insanı değilim. Şimdi sırada böyle bir şey var, bundan sonra da böyle bir şey yapacağım, toplumsal duyarlılıklarımıza ve bilmem neye birazcık parmak basmak istiyorum gibi bir sanatçı değilim. Şimdi bundan sonra, bu sergimden sonra, kurtulduktan sonra benden neler çıkacağına emin olun ben de sizin kadar merak ediyorum ve bu merak beni çok heyecanlandırıyor.

Güncel sergileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Inhibition (bastırma) ve exhibition (sergileme) arasındaki gerilim üzerinden yaratıcılığın özgürleşme mücadelesine işaret eden şair, yazar, psikiyatrist ve ressam Cem Mumcu’nun eserleri, insanın içsel dünyasındaki bastırılmış duygular ile toplumsal yapıların dayattığı sınırlar arasında sıkışan bir varoluşsal sorgulama yaratıyor. Sanatçı, figüratif soyutlamalar, metaforlar ve metinler ile hem bastırılan hem de sergilenen bu yüzlerin bir arada var olmasını ve birbirleriyle olan ilişkilerini sorguluyor.”

Pop Quiz

Sanatınızı üç kelimeyle tanımlayabilir misiniz?

Spontan. İçeriden. Sorunlu (Meselesi olan).

İmkânınız olsa tanışmak istediğiniz sanatçı kim olurdu?

Bruegel.

Türkiye ve dünyadaki galeri ve müzelerden en sevdikleriniz hangileri?

Palais de Tokyo&Paris, Paris Musee D’Orsay, Londra Tate Modern, Madrid Prado Müzesi, İstanbul Modern Müzesi, Galeri Nev, Dirimart, İstanbul Arkeoloji Müzesi, Pera Müzesi, Pompidou Müzesi ve MoMA.

Evinizde hangi sanat eserinin olmasını isterdiniz?

Özellikle bir tane mi isteyeceğiz? Küçük de olsa bir Yüksel Arslan’ım olsun isterdim. Küçük de olsa bir Bruegel’im olsun isterdim, bir de Bosch isterdim.

Hangi şehir size ilham veriyor?

Her şehrin kendi içinde başka bir ilhamı var bence. Yani ben Reykjavik’den de çok ilham aldım, yani Paris’ten de çok ilham aldım. Kars’tan da Trabzon’dan da. Köyden de kasabadan da. Yani ne bileyim her şehrin başka bir meselesi oluyor bende. Yani ilham vermeyenleri saymam daha kolay.

Sanatçı olmasaydınız hangi mesleği tercih ederdiniz?

Yok, gene yaratmanın içinde kalırdım, yani artistik yaratıcılığın içinde bir yerlerde kalırdım. Sezginin ve bilginin çok harman olduğu yaratıcılıkla ilgili bir alanda olurdum muhtemelen.

{343407}

Burcu Dimili
Burcu Dimili Tüm Yazıları