Sanatçı Sohbetleri: Merve Karakoç ile “Otoportre” Üzerine

Yazı Boyutu:
Merve Karakoç ile YUNT’ta Kerem Ozan Bayraktar küratörlüğünde izleyiciyle buluşan “Serbestlik Dereceleri” sergisi kapsamında yer alan “Otoportre” çalışması üzerine sohbet ettik. Kendisinden çalışmanın benlik kavramı ve “Serbestlik Dereceleri” temasıyla kurduğu ilişki ile eserin kavramsal ve teknik altyapısını dinledik. Sergiyi 11 Nisan tarihine dek ziyaret edebilirsiniz.
Mamut Art Project’te karşılaştığımız ve şu an YUNT’taki “Serbestlik Dereceleri” sergisinde yer alan “Otoportre” çalışmandan bahsedebilir misin?

“Otoportre” başka bir çalışmamın bir çıktısı oldu aslında. Daha önce, tükettiğim besinlerden e-Nabız’da kayıtlı ilaç geçmişime kadar çeşitli verileri grafikler hâline getirdiğim bir çalışmam olmuştu. O çalışmanın başlangıcında, kanımın mikroskop altındaki görüntülerine yer verdim ve zamanla kan değerlerimi içeren yeni grafikler oluşturdum. Bu süreçte, kanın yalnızca analizini değil, kendisini de kullanma fikri ortaya çıktı.

“Kendi kanım, tükürüğüm” olarak adlandırdığım şeylerin, bedenimden ayrıldıktan sonra bana işaret etmeye devam etmesi, temsil kavramı üzerine düşünmemi sağladı. Bedene doğrudan referans verebilecek bir iş üretmek istedim. Geleneksel otoportre dışında farklı bir otoportre oluşturdum—alışılagelmiş insan formundan uzak bir beden tahayyülünden ziyade, akışlar, sıkışmalar ve sistemin birlikteliğinden meydana gelen bir yerleştirme.
2022’den bu yana, sistemi yenilemedim; sadece her sergilenişinde daha fazla infüzyon ekledim. Bu sayede her seferinde eklemlenen ve dönüşen bir iş ortaya çıktı.
Çalışma, “benlik” kavramı ile nasıl bir ilişki kuruyor?

Bu çalışmayı bir “benlik arayışı” olarak da görebiliriz. Benlikten bahsederken, onu şekillendiren izler, atıklar ve kalıntılar da tanıma dahil midir? Otoportre, geleneksel anlamda yüz ya da bedenin temsili olarak görülse de bence bu sorular benliğin çok daha farklı yönlerini de açığa çıkarıyor. Çalışma, beni işaret eder ama doğrudan ben değildir; bu ikilik, benliğin ne zaman başladığını ve bittiğini sorgular.
Varlığımı yansıtırken, benden bağımsız bir kimlik de kazanıyor. Bu süreç, benliği sabit bir yapı olarak değil, değişken ve parçalı bir şey olarak ele almayı sorguluyor.
Çalışmanın teknik yapısını anlatabilir misin?

Çalışma için uzun bir kan aldırma sürecim oldu. Yaklaşık 1 buçuk yıl kadar diyebilirim. Aldırdığım kanı infüzyon setlerine aktardım ve akış için su motorlarına bağladım. İnfüzyon setlerini tercih etmemin nedeni, medikal bir malzeme olması ve kanın akışını kontrollü bir şekilde yönlendirmeme olanak sağlamasıydı. Daha sonra motorlar için bir elektrik mekanizması kurdum. Motor çıkışlarının birinden kan gelirken, infüzyonlarda dolaşım sağlayarak motorun diğer ucundan dışarı çıkıyordu.

Tabii en çok sorulan sorulardan biri de pıhtılaşma problemi. Onu çözmek için heparin kullanıyorum. Genellikle yaptığım yerleştirmeler teknik anlamda beni oldukça zorluyor. İlgilendiğim kavramlardan çok, teknik problemlerle uğraşırken buluyorum kendimi. ‘’Otoportre’’de de aynı şeyle karşılaştım. Çünkü enstalasyon oldukça hassas ve en küçük bir müdahalede serum setleri ile motorun birleştiği yerden kan akmasına neden oluyordu. Ne malzeme kullanırsam kullanayım kenarlarından sızdırma yaptı ve bunu çözmem aylarımı aldı.
{102558}
“Serbestlik Dereceleri” sergisiyle nasıl bir bağ kuruyorsun?

“Serbestlik Dereceleri” bir sistemin farklı zaman ve mekânlarda alabileceği halleri tanımlarken belirli sınırlamaları da ortaya koyuyor. Bu bağlamda Kerem Ozan’ın sergiye daveti ve bu kavramlar üzerine çalışmamı tekrar düşünmek beni çok heyecanlandırdı.
Çalışmamda kullandığım kan, infüzyon setlerinde kalıntılar bırakarak zamanla sararıyor ve bu süreç, sergi metninde bahsedilen sistemin sınırlarını görünür kılıyor. Sistemi bilinçli olarak yenilememeyi tercih ettim; böylece zaman içinde eklemlenen ve dönüşen bir yapı ortaya çıktı. Bu beklenmedik durumlar ve sapmalar, bir serbestlik derecesi olarak değerlendirilebilir. Her bir öğe, sürekli değişen, dönüşen ve sergi metninde de vurgulandığı gibi “yeni olasılıkları” barındıran bir yapıya sahip.
Gelecek projelerin arasında neler var?
Yakın zamanda Vedat Ozan ile birlikte bir koku enstalasyonu gerçekleştirdik. Bu çalışma Sığınak Kültür Sanat’ta sergilendi. Şu an Manet’nin “Kırda Öğle Yemeği” tablosunun kokularını yeniden üretmeye yönelik bir yerleştirme üzerinde çalışıyoruz. Bir “koku röprodüksiyonu” olarak da düşünebiliriz.
Bunun yanı sıra, uzun süredir üzerinde düşündüğüm ve tez konumla da bağlantılı olan bedensel atıklarla karşılaştığımız mekânlar üzerine çalışıyorum. Laboratuvar, banyo ve lavabo gibi alanlarla ilgileniyorum. Dolayısıyla önceki işlerimle diyaloğunu sürdürecek projeler üretmeye devam edeceğim.
{100435}