preloader

Refik Anadol ile Yolculuğun Sanatsal Portresi: "Inner Portrait"

20.06.2024
Refik Anadol ile Yolculuğun Sanatsal Portresi: "Inner Portrait"

Yazı Boyutu:

THY sponsorluğuyla gittiğim Art Basel’de Refik Anadol ve THY’nın Kurumsal İletişim Başkanı Rafet Fatih Özgür ile ‘’Inner Portrait’’ projesi üzerine konuştuk.

Art Basel’e ilk kez host partner olan THY’nın Refik Anadol iş birliğinde gerçekleşen “Inner Portrait” çalışması, seyahat etmenin insan biyolojisi üzerindeki etkisini görsel bir şölen tarzında ortaya koyuyor. Bu sanatsal proje kapsamında bir Amazon yerlisi olan Brezilyalı Tuikuru Tokyo’ya, Kenyalı Esther İstanbul’a, Avustralyalı Sahar Göbeklitepe ve Kapadokya’ya, İzlandalı Biossi ise Ürdün’e seyahat etmiştir. Seyahatlerin öncesinde ve sonrasında kafa kısmına takılan EEG cihazları aracılığıyla bu kişilere ait biyolojik veriler toplanmış, Refik Anadol ve ekibi tarafından işlenerek bir dijital sanat eserine dönüştürülmüştür.

THY ve Refik Anadol iş birliği nasıl oluştu?

Refik Anadol ile Yolculuğun Sanatsal Portresi:

Rafet Fatih Özgür: Biz dünyanın en fazla yerine uçan bir hava yolu şirketiyiz. Kendimize şu soruyu sorduk: “En fazla ülkeye uçmak ne ifade ediyor?”

353 şehir 130 ülke ve 6 kıta. Bu rakamların hepsi etkileyici ama… Aslında bizler ve seyahat edenler için ne anlam ifade ediyor? Her birimizin dünyasında seyahat ettiğimizde bir farklılık vardır. Bu farklılığı veriyle anlatabilir miyiz ve sanat eserine çevirebilir miyiz diye düşündük.

Rafet Fatih Özgür, Feride Çelik ve Refik Anadol

Bu hayalimizi, paylaşabileceğimiz en doğru kişi olan Refik Anadol’a teslim ettik. Refik de paylaşmaktan öte bu projeyi bambaşka bir boyuta taşıdı.

Süreçten bahseder misiniz?

Rafet Fatih Özgür: İki yol önce online olarak görüşmelere başladık. Bu verileri nasıl sanat eserine dönüştürebilir ve sonrasında da nasıl belgesele dönüştürebilir diye düşüncelerimizi paylaştık. Sonrasında da fiziki olarak İstanbul’da buluştuk, konuştuk ve aynı noktadan birlikte bakmamız bizleri çok mutlu etti.

Refik Anadol: Bugün Art Basel’de geleceğin sanatının konuşulduğu, tartışıldığı bir yerde sunmak da çok güzel oldu. İşin detaylarına baktığımız zaman bir yıldır büyük bir ekibin seyahat etmesi ve bu kişilerin bulunması, bu insanlarla çalışırken hassasiyetimiz, verilerin toplanması, bilim dünyasına katkısı, kişilerin hislerinin araştırılması…. Kısacası katman katman araştırma. Yoğun ve yorucu bir dönemden geçtik. Art Basel’de sunma ihtimalimiz olunca da içsel portre sadece duvara asılan bir portre olmayacaktı. Böylece seyahat etmenin insanlar için de ne anlama geldiğini bilimsel olarak da ölçümleme imkânı bulduk.

Sağlıklı bir veri elde etmek için hikâyeye konu olan kişiler nasıl bir süreçten geçti?

Refik Anadol: Bu kişilerin rahatlıkla beyin ölçümleme cihazı giymeleri gerekiyordu. Kalp atışlarını ve duygularını ölçebilmek için. Hani deriz ya tüylerim diken diken oldu, işte bu duygu da ölçümlenebilir. Kullandığımız tüm cihazlar duygu değişimlerini ölçümleyebiliyor. Üniversitelerdeki bu konuda uzman bilim adamlarının görüşlerini de alarak ilerledik.

Yağmur ormanlarına gitmek bambaşka bir deneyimdi. Ekiple birlikte deneyimledik, uçakla belli bir noktaya kadar gittik ama sonrasında yürüdük, havalimanı olmayan bir yerdi, Amazon’un kalbine gittik. Ortak olarak şunu fark ettik, insanların kim olduğu, nereden olduğu, yaşlarının hiçbir önemi yoktu, önemli olan her birinin zihinlerinin aynı şekilde aktive olmasıydı. Araştırma bizlere aynı zamanda insanlığın ne kadar benzer yanları olduğunu da kanıtladı.

Refik Anadol ile Yolculuğun Sanatsal Portresi:

Eserlerinizde soyuttan portreye yönelmeniz yapay zekânın bizleri de endişelendiren duygusal bir yanı olduğunu da göstermiyor mu?

Refik Anadol: Çok güzel bir soru. Beni en çok heyecanlandıran taraf bu oldu çünkü portre kavramı sanat dünyasında yüzyıllarca Rönesans öncesi ve sonrasında resimle figüratif olarak heykelle görselleştirilmiş kavramlar. Ama yirmi birinci yüzyılda yapay zekâ ile birlikte portre kavramı tamamen değişti. Şu anda bile dünyanın en iyi fuarında galeri ve müzelerin çok ileriye dönük bir çalışmaya girmediklerini görüyoruz. Bu yüzden insan portresini yeniden gerçek anlamda yorumlamak çok keyifliydi. Diğer işlerimiz hep soyuttu, burada ilk defa gerçek renkleri İstanbul’un siluetini ve birçok detayı görebiliyoruz. Bu zorlayıcı kısmı da güzeldi.

Sanatçılar genellikle nasıl yapıldığını paylaşmak istemezler, gizemli kalmayı tercih ederler. Burada ise tam tersi bir durum söz konusu, hangi veriyi nereden ve nasıl topladığımızı paylaşıyoruz. Bu şeffaflık insanın duyusu ve doğası gereğini de yansıtıyor. Bu projeyle de olumlu yorumlarla da karşılaşmamızın nedeni de bu.

Siz uzun zamandır yapay zekânın demokratikleşmesinden söz ediyorsunuz. Geleceğin açık bir kaynak olması neden önemli?

Refik Anadol: Eğer yapay zekâ açık kaynaklı olmazsa çok ciddi problemler olacağını düşünüyorum. Çünkü yapay zekâ bir araç değil, insanlık tarihinde de zekânın bir araç olduğunu görmedik. Sistemler her şeyi hatırlıyor, insanlık tarihinde de böyle bir şeyle karşılaşılmadı. Dolayısıyla tehlikeler sıfıra iniyor.

Refik Anadol ile Yolculuğun Sanatsal Portresi:

Aslında seyahat etme üzerinden insan beyni ve veriye ulaşmaya çalışıyorsunuz?

Rafet Fatih Özgür: Hepimiz seyahat ederken farklı bir şey hissediyoruz ama bunu anlatmak ve ortaya çıkarmak çok da kolay değil. Sanat eseriyle birlikte seyahate bir davet aslında… “Welcome on board” gibi yolculuk başlıyor.

Bu insanları hangi kriterlere göre seçtiniz?

Rafet Fatih Özgür: Burada Refik’in çok büyük etkisi var, daha önceden Amazonlardaki bu aileyle çalışmasının çok büyük etkisi oldu. Kişisel verileri yüklemek çok önemliydi. Şehrini hiç terk etmemiş, ilk defa çıkmış kişiler.

Bu projede karşılaştığınız sürpriz şey ne oldu?

Refik Anadol: Aslında belirttiğim gibi bu kişilerin kim ya da nereli olduğu değil, seyahat etmekle benzer duygulara sahip olmalarıydı. Mesela ben de 2012 yılında İstanbul’dan LA‘ye taşınırken hem üzgün hem de çok heyecanlıydım. Havalimanları dünyanın en duygusal yerlerinden biri. ‘Merhaba’ ya da ‘Bye bye’ anı var. Bunu kanıtlamak zor değil ama… Bilimsel olması önemliydi.

Refik Anadol ile Yolculuğun Sanatsal Portresi:

Sizin seyahat etme duygunuzu bu proje değiştirdi mi?

Refik Anadol: Seyahatin ne kadar cesur bir şey olduğunu hatırlamak enteresandı. İnsanı anlamak, dünyanın ne kadar büyük olduğunu anlamak. Yapay zekâyla uğraşsam da fiziksel dünya çok kıymetli. Gidilmemiş ülkeler, konuşulmamış insanlar… Bu portreler fiziksel dünyanın değerini bizlere hatırlattı.

Bu projenin yolculuğunu da ölçümleyecek misiniz?

Refik Anadol: Çok olumlu geri dönüşler aldık. THY’nın Art Basel’de gerçekleştirmesi bambaşka bir başlık. Dijital sanata karşı yaratılmış olan kör noktayı da kırdı.

Beş duyuyu katmayı düşünüyor musunuz?

Refik Anadol: Kokular hatıralarımızın temel noktası. Her mekânın da mutlaka bir kokusu olmalı. Dört yıldır İsviçre’de bir firmayla çalışıyoruz, dolayısıyla çok uzak değil. Bu projenin belgeseli de yakın zamanda paylaşılacak.

Yapay zekânın sanata nasıl bir katkısı var?

Refik Anadol: Katkısı sorgulanıyor. Unutmayan düşünen makineler… Kolay değil sekiz yıldır uğraşıyorum. Unutmayan, hatırlayabilen bir fırça gibi… Bambaşka bir düşünce sistemi yaratıyor. Gerçekliğin ötesinde ne var? İnsanlığın tamamen değiştiği bir yılda yaşıyoruz. İnternetin gelişinden sonrasında inanılmaz gelişmeler oldu. Yapay zekâyla birlikte kimsenin kod yazmasına da gerek kalmadı. Umarım herkes yapay zekâdan eşit miktarda yararlanabilir ve ulaşabilir.

Bu projenin seyahat etme ihtimali var mı?

Rafet Fatih Özgür: Art Basel’de birçok galerinin ilgisini çektik. Yeni kıtalara bu projeyi taşımayı planlıyoruz.

{264069}

Feride Çelik
Feride Çelik Tüm Yazıları