preloader

Stanley Kubrick: Hayatı, Eserleri ve Bilinmeyenleri

26.07.2024
Stanley Kubrick: Hayatı, Eserleri ve Bilinmeyenleri
OGGUSTO CLUB’A ücretsiz üye olarak yazıyı sesli dinleyebilirsiniz.

Yazı Boyutu:

Birçok kült filme imza atmış, sinemanın en ilginç ve etkileyici yönetmenlerinden Stanley Kubrick’in hayatına göz atalım.

Stanley Kubrick, sinemanın en aykırı örnekleri düşünüldüğünde akla gelen ilk isimlerden biridir. Filmlerinde alışılmışın dışındaki derin temaları kendine özgü anlatımıyla izleyiciye sunan Kubrick, kariyeri boyunca sinema tarihine benzersiz filmler armağan etmiştir. 2001: A Space Odyssey, A Clockwork Orange, The Shining gibi filmleri üzerinden yıllar geçse de unutulmayacak filmlerinden birkaçıdır. 1999 yılında aramızdan ayrılan tüm zamanların en iyi yönetmenlerinden sayılan Kubrick’in hayatına göz atalım.

Stanley Kubrick Kimdir?

Stanley Kubrick: Hayatı, Eserleri ve Bilinmeyenleri

Stanley Kubrick, 26 Temmuz 1928’de New York’ta Yahudi kökenli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Küçük yaşlardan itibaren fotoğraf sanatına ilgi duyan Kubrick, kariyerine Look dergisinde fotoğrafçı olarak başladı. Bu deneyim ona görsellerle hikâye anlatımı konusunda büyük bir yetenek kazandırdı. Yönetmenlik kariyerine ise 1951 yılında Day of the Fight isimli belgesel filmiyle başladı. Kariyeri boyunca 2001: A Space Odyssey ve A Clockwork Orange gibi ses getiren filmlere imza atan Kubrick, sinema dünyasında özgün ve sembolik anlatımıyla tanınmıştır.

Stanley Kubrick’in Hayatı

Stanley Kubrick: Hayatı, Eserleri ve Bilinmeyenleri
Kubrick’in objektifinden Boksör Walter Cartier, 1948

Kubrick, genç yaşta fotoğraf makineleriyle denemeler yaparak görsel anlatım yeteneğini geliştirdi. Aynı zamanda babasının sayesinde satranca olan tutkusunu keşfetti. Lisede fotoğrafçılık kulübüne katılan ve ortalama bir öğrenci olan Kubrick eğitim sisteminin etkisiz olduğunu düşünüyordu. Kariyeri 1945 yılında, çektiği fotoğrafları Look dergisi için satmasıyla başladı. Dergi için sirk ve boks maçlarını fotoğraflamaya başladı. 1949’da Chicago: City of Extremes isimli bir fotoğraf serisi yayınladı. Fotoğraflarında da filmlerinde olduğu gibi hikâye anlatıcılığını ön planda tuttu. 1951 yılında boksör Walter Cartier’ı anlatan Day of the Fight belgeseliyle yönetmenliğe adım attı. İkinci belgeseli olan Flying Padre’den sonra 1953 yılında The Seafarers ile ilk renkli film denemesini gerçekleştirdi. Aynı yıl Fear and Desire isimli ilk uzun metraj filmini hayata geçirdi. Kubrick filmi başarısızlık olarak görüp sonraki yıllarda filmin kopyalarını toplatmaya çalışmıştır. Deneyimlerini filmlerine yansıtan Kubrick, Killer’s Kiss filminde bir boksörün birkaç gününü konu almıştır. Scorsese, Raging Bull (1980) filmindeki dövüş sahnelerinde bu filmden ilham almıştır. 1956 yapımı film noir The Killing ve 1957 yapımı anti savaş temalı Paths of Glory filmleriyle BAFTA En İyi Film ödülüne aday gösterildi. 1960’tan ölümüne kadar yaptığı filmlerin her biri, detaylı bir anlatımı kesinlikle hak ediyor.

Stanley Kubrick’in Sanat Anlayışı

Stanley Kubrick: Hayatı, Eserleri ve Bilinmeyenleri

Kubrick, Look Dergisi’nde çalışırken Sergei Eisenstein ve Arthur Rothstein gibi isimlerden etkilenmiştir. Kubrick’in ilk çalışmalarında Eisenstein’in Grev ve Ekim filmlerinden izler bulunmaktadır. Ayrıca Kubrick, Fransız yönetmen Max Ophüls’un hareketli kamera çekimlerinden de etkilenmiştir. Özellikle The Shining filminde hareketli sahneleri çekerken steadicam’i etkili bir şekilde kullanmıştır. Elia Kazan’ı ise Amerika’nın en iyi yönetmeni olarak nitelendirmiştir. Kubrick’in 1963 yılında verdiği listeye göre I Vitelloni (Fellini, 1953), Wild Strawberries (Bergman, 1957), Citizen Kane (Welles, 1941) en sevdiği filmler sıralamasında ilk üç sırada yer almaktadır. Filmlerinde çeşitli temaları işlediği için film noir, bilimkurgu, gerilim, dönem filmi gibi birçok farklı film kategorisine eserler bıraktı. Filmlerinde çoğunlukla sembolik ve gerçeküstü anlatımlar kullanmayı tercih etti. Filmlerini doğrudan bir mesaj vermeye çalışmadan dolaylı anlatımlarla izleyicinin sezgisel yorumlamasına açık bırakmayı seviyordu. Sanat yapım sürecinde de sezgilerini ön planda tutuyordu. Döneminin getirdiği toplumsal kaygıları da perdeye taşıyan Kubrick, Soğuk Savaş döneminden ve ABD’nin içinde bulunduğu savaşlardan etkilenmiştir. Filmlerinin montaj sürecine saatler harcayan Kubrick için montajlama süreci film yapımının en kritik süreciydi. Özellikle son filmlerinde mükemmeliyetçi yaklaşımı artan Kubrick’in oyuncuların duygularını en iyi şekilde yansıtabilmelerini sağlamak için aynı sahneleri onlarca kez çektiği bilinmektedir.

Stanley Kubrick’in Filmleri

Spartacus; 1960

Spartaküs, köleliğin egemen sınıflara karşı ilk büyük isyanına modern bir bakış sunan bir Hollywood filmidir. Roma döneminin cesur gladyatörü Spartacus (Kirk Douglas), özgürlük mücadelesinde kendisine destek veren Varinia ile birlikte bir isyan organize eder. General Crassus’un meydan okuması üzerine Spartacus, Roma İmparatorluğu’nun gücüyle yüzleşir. Spartacus; En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Sanat Yönetmeni, En İyi Kostüm dallarında Oscar ve En İyi Dramatik Film dalında Golden Globe ödülü kazandı. Döneminin en pahalı filmi olurken Kubrick, Hollywood tarihindeki en genç yönetmen konumuna erişti.

Lolita; 1962

Vladimir Nabokov’un kitabından uyarlanan Lolita vizyona girdiği günden itibaren sansasyon yarattı. Lolita orta yaşlı bir edebiyat öğretmeni olan Humbert’in 12 yaşındaki Lolita’ya olan takıntısını konu alıyor. Film döneminde birçok ülkede sansüre maruz kaldı. Lolita, Kubrick’in yorumuyla Nabakov’un orijinal romanından birçok noktada farklılaşmaktadır. En İyi Yönetmen dalında adaylığa ve En İyi Umut Vadeden Kadın Oyuncu dalında Golden Globe ödülüne layık görüldü.

Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb; 1964

Dünyayı sarsan 1945 atom bombası saldırısı film endüstrisini de etkilemişti. Soğuk Savaş döneminin etkisiyle çekilen ve Peter George’un Red Alert kitabından uyarlanan Dr. Strangelove, politik gerilim olarak tasarlansa da senaryo sürecinde kara komediye dönüştü. Dr. Strangelove Kubrick’in kendine özgü absürt tarzını gördüğümüz filmlerin başında yer almakta. Film; En İyi İngiliz Sanat Yönetmeni, En İyi İngiliz Film, En İyi Film dallarında BAFTA ödülü alırken çeşitli dallarda Oscar adayı oldu.

2001: A Space Odyssey; 1968

Senaryosunu Kubrick ve Arthur C. Clarke’ın kaleme aldığı 2001: A Space Odyssey öncü görsel efektleriyle özgün bir bilimkurgu filmidir. Film farklı bölümlerden oluşmaktadır. Sinemada adeta bir sembol haline gelen monolit, maymunlar, ilk aletin bulunması ve peşinden gelen cinayetle giriş yapar. Dr. Heywood R. Floyd’un Ay’a yolculuğu ve sonrasında iki astronot Dave ve Frank’in Jüpiter’e yolculuğu sırasında yapay zekayla yaşadıkları anlatılır. Sürreal anlatımın zirve yaptığı son bölümdeyse monolitin tekrar keşfedilmesiyle zaman atlamaları, yeniden doğum ve kozmolojik olaylar gerçekleşir. Kubrick’in diğer filmlerinden bariz bir şekilde ayrılan 2001: A Space Odyssey, bilim ve hayal gücü arasındaki sınırın bulanıklaştığı bir anlatım sunuyor. Film, En İyi Özel Efekt dalında Oscar ödülü ve En İyi Sanat Yönetmeni, En İyi Kurgu ve En İyi Müzik dallarında BAFTA ödülü aldı.

A Clockwork Orange (Otomatik Portakal); 1971

Otomatik Portakal, Anthony Burgess’ın aynı isimli romanından uyarlandı. Alex ve arkadaşları zevk için birçok suç işlemektedir. Arkadaşlarının Alex’i ihbar etmesi sonucu devlet Alex’i topluma kazandırıp iyi bir insan yapabilmek için çeşitli metotlar kullanır. İnsan doğasındaki kötülüğü izleyicinin yüzüne vuran Otomatik Portakal, topluma ve bireye acımasız eleştirilerde bulunuyor. Kubrick fütüristik ögelerle etkiliyeci bir görsel anlatıma imza atıyor. Fazlasıyla şiddet içeren film sansüre ve eleştirilere maruz kalmıştır.

Barry Lyndon; 1975

Barry Lyndon, William Makepeace Thackeray’in The Luck of Barry Lyndon adlı romanından uyarlanmıştır. 18. yüzyıl İrlandalı bir genç olan Redmond Barry’nin talihsizlikler ve tesadüflerle dolu hayatını konu alır. Barry, önce bir İngiliz subayının karısına aşık olup bir düello sonrasında orduya katılır. Askerlikte başarı gösterir ve aristokrat Lady Lyndon ile evlenerek Barry Lyndon adını alır. Klasik bir film yaparken mükemmellik kaygısı güten Kubrick 18. yüzyıl dönemine ait ayrıntıları dikkatle ele almıştır. Barry Lyndon; En İyi Sanat Yönetmeni, En İyi Sinematografi, En İyi Kostüm, En İyi Müzik dallarında Oscar ödülü ve En İyi Kurgu, En İyi Yönetmen dallarında BAFTA ödülü kazandı.

The Shining; 1980

Stephen King romanından uyarlanan film, paranormal ve gerilim türünde başyapıtların arasında yer alıyor. Jack ve ailesi, otel sorumlusu olarak kışı geçirmek için şehirden izole olan bir oteli devralırlar. Çocuklarının paranormal olaylarla karşılaşması ve Jack’in delirmesiyle baş başa kalırlar. Çoğu sahnenin 60-70 kez çekilmesiyle The Shining, Kubrick’in mükemmeliyetçiliğini konuşturduğu filmlerin başında gelmektedir.

Full Metal Jacket; 1987

Full Metal Jacket, Gustav Hasford’ın Vietnam Savaşı’nı konu alan The Short-Timers romanından uyarlandı. Askerlerin Vietnam Savaşı öncesinde ve savaş sırasında başlarına gelenler anlatılıyor. Savaş sonrası çekilen Full Metal Jacket, askerlerin insani özelliklerini kaybetmelerini ve savaşın insan üzerindeki yıkıcı etkilerini gösteren bir film.

Eyes Wide Shut; 1999

Başrollerini Nicole Kidman ve Tom Cruise’un paylaştığı Eyes Wide Shut evli bir çiftin birbirlerine olan sadakatleri hakkında şüpheye düşmesinin ardından başlarından geçen olayları anlatır. Alice’in itirafının ardından Bill, kendini tehlikeli ve gizemli bir yeraltı cemiyetinin içinde bulur. Film; cinsellik, sadakat, toplumsal normlar ve insan doğasının karanlık yanları gibi temaları keşfederken Kubrick’in etkileyici görsel anlatımı ve son filmi olması izleyicinin gözünde filmi önemli bir konuma taşıyor. Filmin 400 günlük prodüksiyonu, en uzun sürekli film çekimi alanında Guinness Dünya Rekoru’nu elinde tutuyor.

Stanley Kubrick’in Ölümü

Stanley Kubrick: Hayatı, Eserleri ve Bilinmeyenleri

Stanley Kubrick, Eyes Wide Shut filminin tamamlanmasının ardından 7 Mart 1999’da hayatını kaybetti. Tartışmalı eseri Eyes Wide Shut’ın çekiminden kısa bir süre sonra hayata veda etmesi komplo teorilerini de beraberinde getirdi ve filmin sinema dünyasındaki önemini artırdı. Kubrick’in ölümünün ardından yıllar geçse de ardında bıraktığı benzersiz filmografisi ve etkileyici görsel hikâye anlatımıyla izleyiciler tarafından hâlâ anılmakta, yeni nesil sinemacılar için ilham kaynağı olmaya devam etmektedir.

{35921}

Bengisu Eken
Bengisu Eken Tüm Yazıları